Skip to content Skip to footer

Boşanma çoğu zaman sadece bir ilişkiyi bitirmek değildir. Birlikte kurulan düzeni, alışkanlıkları ve çoğu zaman zihinde hâlâ devam eden bir “biz” duygusunu bırakmaya çalışmaktır. Ve çoğu kişi için en zor olan da tam olarak budur: ilişki bitse bile zihindeki bağın hemen bitmemesi.

Danışanlarımın bu süreçte en sık takıldığı noktalardan biri şudur:

“Özlüyor muyum, yoksa sadece alıştığım şeyi mi arıyorum?”

Bu ayrımı yapmak her zaman kolay değildir. Çünkü bazen özlediğiniz kişi değil, onunla hissettiğiniz haldir.

Zihin ise bu süreçte sizi sürekli geriye götürür. Aynı konuşmalar tekrar tekrar düşünülür, farklı ihtimaller yeniden yazılır. “Biraz daha sabretseydim ne olurdu?”, “Acaba düzelebilir miydi?” gibi sorular zihni meşgul eder. Bu durum çoğu zaman bir cevap bulma çabası gibi görünse de aslında daha çok belirsizliğe tahammül edememenin bir sonucudur.

Zihin netlik ister. Ama hayatın bazı dönemlerinde netlik yoktur. İşte o zaman zihin boşlukları doldurmaya çalışır ve çoğu zaman bunu en kötü senaryolarla yapar. Bu süreçte özellikle felaketleştirme ve “ya hep ya hiç” düşünme eğilimi artabilir. “Ya tamamen yalnız kalırsam?”, “Ya bu hayatımın en büyük hatasıysa?” gibi düşünceler bu yüzden bu kadar güçlü hissedilir.

Burada önemli olan şudur:

Zihniniz size ihtimalleri sunar, gerçekleri değil.

Boşanma sürecinde duyguların dalgalı olması da oldukça doğaldır. Bir gün kendinizi güçlü ve rahatlamış hissederken, ertesi gün yoğun bir özlem yaşayabilirsiniz. Bu değişim birçok kişiyi korkutur ve “Demek ki yanlış karar verdim” düşüncesine götürür.

Oysa iki duygu aynı anda var olabilir.

Hem “Bu ilişki bana iyi gelmiyordu” diyebilirsiniz hem de “Onu özlüyorum.”

Bu bir çelişki değil, bağ kurabilmiş olmanın bir sonucudur.

Bazen insanlar ilişkiden değil, yalnız kalma ihtimalinden korktukları için geri dönmek ister. Ve bazen de kişi, karşısındaki insanı değil; o ilişkinin içinde kendini nasıl hissettiğini özler.

Boşanma sürecinde en sık karşılaşılan bir diğer durum ise kontrol etme ihtiyacıdır. Kişi ne zaman iyi hissedeceğini bilmek ister, ne zaman toparlanacağını, ne zaman her şeyin tamamen geçeceğini… Ama duygular bir takvime göre ilerlemez. Kendinize “Artık iyi olmalıyım” demek çoğu zaman iyileştirmez, aksine baskıyı artırır.

Bazen yapılabilecek en sağlıklı şey her şeyi çözmeye çalışmak değil, duygulara alan açabilmektir.

Bu süreçte kişinin kendisiyle kurduğu iç ses belirleyici olur. Birçok kişi dışarıdan gelen zorluklardan çok, kendi kendine söyledikleriyle zorlanır. “Bu kadar üzülmemeliyim”, “Güçlü olmalıyım”, “Bu kadar düşünmek saçma” gibi cümleler, süreci daha da ağırlaştırır.

Oysa bu süreçte ihtiyaç duyulan şey güçlü olmak değil, kendinize dürüst olabilmektir.

Günlük hayatın tamamen dağılmasına izin vermemek, küçük rutinleri korumak ve güvendiğiniz insanlarla temas halinde kalmak bu süreci daha dengeli geçirmenize yardımcı olur. Ama belki de en kritik nokta şudur: Zihninizin sizi sürüklediği her düşüncenin peşinden gitmek zorunda değilsiniz.

Boşanma herkes için aynı şekilde ilerlemez. Kimisi daha hızlı toparlanır, kimisi için süreç daha uzun ve dalgalı olabilir. Burada önemli olan ne kadar sürede geçtiği değil, bu süreçten kendinizle nasıl çıktığınızdır.

Ve çoğu zaman zor olan şey karar vermek değil, zihninizi verdiğiniz kararla aynı yerde tutabilmektir.

Eğer kendinizi aynı düşüncelerin içinde dönüp dururken buluyorsanız, bu bir kararsızlık değil; üzerinde çalışılabilecek bir süreçtir. Doğru yerden bakıldığında, zihnin yarattığı karmaşa yerini daha net bir anlayışa bırakabilir.

Klinik Psikolog Dilara Gonce

Detaylı Bilgi için Lütfen İletişim’e Geçin!

WhatsApp Randevu Telefon