Deniz Ticaret Hukukunda Gemi Nedir?
Değerli okuyucularıma bu makalemde Deniz Ticaret Hukukunda ki geminin tanımı, geminin eklentileri ve bütünleyici parçaları, ticaret gemileri, donanmaya bağlı harp gemileri ve yardımcı gemiler, münhasıran bir kamu hizmetine tahsis edilmiş devlet gemileri ve diğer kamu kişilerine ait gemiler, Türk gemisi olmanın Deniz Ticaret Hukuku anlamındaki kıstasları hususlarından bahsetmeye çalışacağım.
Türk Ticaret Kanunu madde 938- Geminin ilk Türk maliki, gemiye dilediği adı vermekte serbesttir. Şu kadar ki, seçilen ad karıştırılmaya yol açmayacak şekilde başka gemilerin adlarından farklı olmalıdır.
Gemi tasdiknamesi verilmiş olan bir geminin adı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının izniyle değiştirilebilir.
Bir ayrım yapacak olunursa; gemi siciline tescil edilmiş olan gemilere gemi tasdiknamesi verilir. Gemi tasdiknamesi gemilerin bayrak çekme hakkını kullanabilmeleri için gereklidir. Gemi siciline tescil edilmemiş gemilerin rahatlıkla isim değiştirilebileceği sonucuna buradan varılabilir.
Bir başka kavram olarak geminin bağlama limanı meselesi önemli hususlardan birisidir.
Türk Ticaret Kanunu madde 946- Bir geminin bağlama limanı o gemiye ait seferlerin yönetildiği yerdir.
Geminin bağlama limanı bir ticari işletmenin merkezine benzetilebilir. Ticari işletmenin merkezi ticari, hukuki ve idari işlerin organize edildiği yerdir. Gemiler bakımından da gemi işletmesinin yönetildiği yer olarak düşünülmesi gerekir. Haklı olarak gemi sahipleri yoğunluklu şirketler oldukları için, yani tüzel kişi olduklarından dolayı tüzel kişilerin merkezlerinden bahsedeceğiz. Tüzel kişilerin merkezleri bir liman şehrindeyse bu durumda bir engel yoktur ve geminin bağlama limanı da orası kabul edilebilir ve oradaki gemi siciline tescil edilebilirler. Buradaki asıl tartışma konusu ise tüzel kişilerin merkezleri veya gemilerin idare olundukları merkezler liman şehrinde değilse ne olacağı konusudur.
Türk Ticaret Kanunu madde 955/2- Bir geminin seferleri yabancı bir limandan veya bir kara kentinden yahut bizzat gemiden yönetildiği takdirde, malik, gemisini dilediği yer siciline tescil ettirebilir.
Bağlama limanını gemi seferlerinin idare olunduğu yer olarak görüyoruz. Bu asıl olarak yetkili mahkemenin belirlenmesi açısından çok önemli bir husustur. Geminin sahibine, yani donatana karşı açılacak davalarda bağlama limanının bulunduğu yer mahkemeleri yetkilidir.
Kaptanın yetkileri gemi bağlama limanına yaklaştıkça sınırlanır, gemi bağlama limanından uzaklaştıkça kaptanın yetkileri artar. Bunun anlamı; açık denizlerde bağlama limanından uzak olduğu için kaptan tam yetkili hale gelir. Çünkü kaptan donatanı temsil eder. Kaptan bağlama limanına uzakta da olsa yakın da olsa konşimento düzenleyebilir, işçilerle sözleşme yapabilir. Kaptan bağlama limanına yakınken kambiyo taahhüdünde bulunmasının teknik olarak sınırlanması beklenir. Çünkü bu bir olağanüstü yetkidir ve bağlama limanına yaklaşıldığında bunun sınırlanması beklenir ama gemi bağlama limanından uzaklaştıkça bu yetkiden bahsetmek tekrar mümkün hale gelecektir.
Geminin tabiiyeti, yani bayrak çekme hususuna gelirsek biz kendi hukukumuzda geminin Türk gemisi olmasıyla ilgileniriz. Hemen hemen her ülke gemilerin kendi bayrağını taşıması, kendi milliyetine tabii olmasını ister. Çünkü bu bir güç göstergesidir. Bir ülkenin bünyesinde ne kadar çok gemi varsa o oranda da güçlü olduğuna işaret eder. Madde 940 hangi gemilerin Türk bayrağı çekebileceğinden bahseder ve bir yandan da bu hakka sahip olanları için bunun bir yükümlülük olduğunu belirtir.
Türk Ticaret Kanunu madde 940- Her Türk gemisi Türk Bayrağı çeker.
Yalnız Türk vatandaşının malik olduğu gemi, Türk gemisidir.
Birden fazla kişiye ait olan gemiler;
a) Paylı mülkiyet hâlinde, payların çoğunluğunun,
b) Elbirliğiyle mülkiyet hâlinde, maliklerinin çoğunluğunun, Türk vatandaşı olması şartıyla Türk gemisi sayılırlar.
Türk kanunları uyarınca kurulup da;
a) Tüzel kişiliğe sahip olan kuruluş, kurum, dernek ve vakıflara ait olan gemiler, yönetim organını oluşturan kişilerin çoğunluğunun Türk vatandaşı olması,
b) Türk ticaret şirketlerine ait olan gemiler, şirketi yönetmeye yetkili olanların çoğunluğunun Türk vatandaşı olmaları ve şirket sözleşmesine göre oy çoğunluğunun Türk ortaklarda bulunması, anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde ayrıca payların çoğunluğunun nama yazılı ve bir yabancıya devrinin şirket yönetim kurulunun iznine bağlı bulunması, şartıyla Türk gemisi sayılırlar.
Türk ticaret siciline tescil edilen donatma iştiraklerinin mülkiyetindeki gemiler, paylarının yarısından fazlası Türk vatandaşlarına ait ve iştiraki yönetmeye yetkili paydaş donatanların çoğunluğunun Türk vatandaşı olması şartıyla Türk gemisi sayılırlar.
Türk Ticaret Kanunu madde 941/1- Bir Türk gemisi, kendilerine ait olduğu takdirde Türk Bayrağı çekme hakkını kaybedeceği kişilere, en az bir yıl süreyle kendi adlarına işletilmek üzere bırakılmış olursa, malikin istemi üzerine Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, bırakma süresince, o ülke kanunları buna imkân sağlıyorsa geminin yabancı bayrak çekmesine izin verebilir. Bu izin sona ermedikçe veya kanuni sebeplerle geri alınmadıkça gemi Türk Bayrağı çekemez.
Bu maddenin bahsetmek istediği, maliki Türk olan geminin maliki gemisini bir yıllığına bir yabancıya kiraya verdiğinde bu yabancı gemiye kendi bayrağını çekebilir. Bu kira süresinin sonuna gelindiğinde Türk malik tekrar Türk bayrağı çekmek istediğinde bunu kendiliğinden yapamaz. Bayrak çekme şartlarının tekrardan sağlandığını ispat etmesi ve ilgili bakanlıktan izin alması gerekiyor.
Türk Ticaret Kanunu madde 941/2- Türk gemisi olmayan bir gemi, ona Türk Bayrağı çekebilecek kişilere en az bir yıl süreyle kendi adlarına işletilmek üzere bırakılmışsa, malikin rızası alınmış olmak, Türk mevzuatının kaptan ve gemi zabitleri hakkındaki hükümlerine uyulmak ve yabancı kanunda da bunu engelleyen bir hüküm bulunmamak şartıyla, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı geminin Türk Bayrağı çekmesine izin verebilir. Şu kadar ki, izin alan kişi, her iki yılda bir, izin için gerekli şartların varlığını sürdürdüğünü ispatlamakla yükümlüdür.
Türk Ticaret Kanunu madde 938/2- Gemi tasdiknamesi verilmiş olan bir geminin adı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının izniyle değiştirilebilir.
Bütün gemiler için gemi tasdiknamesi zorunlu bir unsur değildir. Sicile tescilli olan gemiler bakımından gemi tasdiknamesinin verilmesi zorunlu bir unsur olacaktır. Ancak her geminin sicile tescil edilmesi de zorunlu değildir. Ticaret gemileri sicile tescil edileceklerdir, bunun dışında da tescil edilebilecek gemiler vardır fakat bu en genel itibariyle bir belirlemedir. Sicile tescilli olmayan gemilerin Türk bayrağı çekmeleri hususunda da ihtimaller vardır. On sekiz gros tonilatodan daha küçük gemilerin gemi tasdiknamesi olmaksızın Türk bayrağı çekebilmeleri mümkündür. Yine münhasıran spor, gezinti ya da ilmi araştırmalar yapan gemilerin de Türk bayrağı çekebilmesi mümkündür. Ayrıca birde bayrak şehadetnamesi denilen bir kavram vardır. Bu terim de bayrak çekme hakkı ile alakalıdır. Bayrak şehadetnamesindeki durum gemi tasdiknamesinden biraz daha farklıdır. Örnek verecek olursak, yabancı bir ülkede inşa edilen ve bir Türk'e satılacak olan geminin Türkiye’ye gelebilmesi için yine bir Türk konsolosluğu tarafından ona bir bayrak şehadetnamesi verilir ve o gemi buna dayanarak Türk bayrağı çekebilir. Bahsettiğimiz durumun tam tersi şeklinde de gelişmesi mümkündür. Yani yabancıya satılacak gemi Türkiye’de inşa edilip o yabancı ülkeye götürülecek ise ilgili bakanlıktan alınacak olan bayrak şehadetnamesi ile varış ülkesine kadar Türk bayrağı buna dayanılarak çekilebilir.
Gemilik Vasfının Kazanılması ve Sona Ermesi
Gemilik vasfının ne zaman kazanılacağı ile alakalı doktrinde süregelen tartışma vardır. Bir görüşe göre; gemi inşa edilip ardından suya indirildiği zaman gemilik vasfının başlayacağı yönündedir. Diğer bir görüşe göre ise geminin suya indirilmesine gerek yoktur. Gemi inşa edilip gemilik kabiliyetini kazandığı vakit kabul edilir. Yani geminin kızaktayken de gemilik vasfını kazanabileceği görüşündedirler. Çoğunluk olarak ikinci görüş ağır basmaktadır. Türk Ticaret Kanunu açısından bir aracın gemi olarak değerlendirilmesinde en temel unsur denizde hareket eden bir araca tahsis edilmiş olmasıydı. Dolayısıyla burada en önemli ölçüt geminin malikinin iradesidir. Çünkü gemi inşa edilsin edilmesin, eğer o gemi sabit olarak kalacaksa zaten gemilik vasfını hiç kazanamayacaktır. Ancak malikin iradesi kesin ise ondan sonra bu kısmın tartışılması daha sağlıklı olacaktır.
Gemilik vasfının kaybı meselesinde ise üç çeşit hal vardır. Birisi yukarıda da bahsetmiş olduğumuz denizde hareketi gerektirmeyecek bir amaca tahsis edilmiş olmasıdır. Bu gemilik vasfının tamamen kaybedileceği anlamına gelir.
Gemi kurtarılamayacak şekilde batarsa, tamir kabul etmez hale gelirse ve denizde hareketi gerektirmeyen bir amaca tahsis edilirse, bu üç durumdan herhangi biri söz konusu olursa gemi gemilik vasfını kaybeder.
Kurtarılamayacak şekilde batması ve tamir kabul etmeyecek hale gelmesi durumu incelenecek olursa; aslında bu ikisi birbirine benzemektedir. Çünkü kurtarılamayacak şekilde batmış gemi zaten tamiri de kabul etmeyen gemi şeklinde kendisini gösterecektir. Farklı olarak bir tanesi için tamamen batmıştır ve battığı yerden çıkarılması mümkün değildir veya battığı yerden çıkarılsa da denizin üzerinde durabilmesi mümkün değildir. O mutlaka başka bir araç tarafından taşınacak haldedir. Tamir kabul etmeyen gemi için de tamamen enkaz haline gelmiş gemi açıklaması yapılabilir.
