Bazen biri size bir şey söyler, ama sonra hiç söylememiş gibi davranır. Bazen yaşadığınız bir olayı anlatırsınız, ama size “öyle bir şey olmadı” denir. Ve bir süre sonra kendinize şu soruyu sormaya başlarsınız: “Acaba ben mi yanlış hatırlıyorum?”
İşte bu noktada yaşanan durum, psikolojide “gaslighting” olarak adlandırılan; Türkçe karşılığıyla gerçekliği saptırmadır.
Gerçekliği saptırma, bir kişinin başka birinin algısını, hafızasını ve duygularını sistematik olarak sorgulatmasıdır. Amaç, karşısındaki kişinin kendi gerçekliğine olan güvenini zayıflatmaktır. Bu süreç çoğu zaman açık ve net bir şekilde değil, yavaş ve fark edilmeden ilerler.
Başlangıçta küçük gibi görünen cümlelerle ortaya çıkar. Söylenen bir söz inkâr edilir, yaşanan bir olay küçümsenir ya da çarpıtılır. “Sen yanlış hatırlıyorsun”, “Abartıyorsun”, “Her şeyi dramatize ediyorsun” gibi ifadeler zamanla tekrar etmeye başlar.
İlk başta kişi bu durumu önemsemeyebilir. Ancak zamanla zihninde bir değişim olur. Kendi hislerinden emin olamamaya başlar, tepkilerini sorgular ve bir süre sonra kendi algısına güvenmemeye başlar. Gerçekliği saptırmanın en tehlikeli yanı da budur: kişinin kendi iç dünyasına yabancılaşması.
Bir süre sonra kişi yalnızca karşısındakiyle değil, kendi zihniyle de mücadele etmeye başlar. “Ben mi yanlış anladım?”, “Belki de gerçekten abartıyorum” gibi düşünceler giderek artar. Ve zamanla kişi yaşadıklarını savunmak yerine kendini açıklamak zorunda hisseder. En yıkıcı nokta ise şudur: kişi artık karşısındakine değil, kendine inanamaz hale gelir.
Gerçekliği saptırma her zaman bağırarak ya da açık bir şekilde gerçekleşmez. Çoğu zaman sakin, hatta mantıklı görünen bir dil kullanılır. Bu da durumu daha kafa karıştırıcı hale getirir. Çünkü ortada belirgin bir saldırı yoktur ama kişi kendini kötü hissetmeye devam eder.
Bu durumun en zorlayıcı taraflarından biri de dışarıdan her zaman fark edilmemesidir. İlişki dışarıdan normal hatta iyi görünebilir. Bu da kişinin yaşadıklarını daha fazla sorgulamasına neden olur.
Zamanla kişi kendi duygularını geri plana atmaya başlar. Tepki vermekten çekinir, konuşmadan önce kendini filtreler ve “yanlış anlaşılmamak” için sürekli kendini düzeltmeye çalışır. Ve fark etmeden ilişki içinde kendisini kaybetmeye başlar.
Bu süreçte kişi, kendi düşüncelerini sürekli sorguladığı bir bilişsel döngünün içine girer. Sorunun kaynağı dışarıdan içeriye doğru kaydırılır. Kişi artık “Bana ne yapılıyor?” yerine “Ben neden böyle hissediyorum?” sorusunu sormaya başlar.
Bu noktada sorulması gereken önemli soru şudur:
“Bu ilişkide kendime olan güvenim artıyor mu, yoksa azalıyor mu?”
Eğer bir ilişkide zamanla kendinizden şüphe etmeye başladıysanız, duygularınızı ifade etmekte zorlanıyor ve sürekli kendinizi açıklamak zorunda hissediyorsanız, burada durup yeniden bakmak gerekir.
Çünkü sağlıklı bir ilişkide kişi kendinden uzaklaşmaz. Aksine, kendine daha da yakınlaşır.
Gerçekliği saptırma, anlık bir tartışma ya da iletişim problemi değildir. Zamanla oluşan ve kişinin benlik algısını zedeleyen bir süreçtir. Ve çoğu zaman en büyük zararı, kişinin kendine olan güvenini kaybetmesiyle ortaya çıkar.
Eğer kendinizi sürekli yanlış, abartılı ya da yetersiz hissediyorsanız, bu sadece hassas olmak değildir. Bu, içinde bulunduğunuz ilişkinin dinamiğiyle ilgili olabilir. Çünkü bazen sorun sizin ne hissettiğiniz değil, size ne hissettirildiğidir.
Ve en önemli nokta şudur:
Yaşadığınız şey gerçek olabilir.
Ve anlaşılabilir.
Eğer bir ilişkide kendinize olan güveniniz azalıyorsa, bu göz ardı edilmemesi gereken önemli bir işarettir. Doğru yerden bakıldığında, bu döngü anlaşılabilir ve değiştirilebilir.
Detaylı Bilgi için Lütfen İletişim’e Geçin!
