Boşanma Davası Nasıl Açılır? Yetkili Mahkeme, Deliller ve Talepler
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır. Mevzuat, süreler ve tutarlar zaman içinde değişebilir; somut durumunuz için güncel değerlendirme alın.
Avukat Gizem Gonce, boşanma sürecinde başvuru, nafaka, velayet, mal paylaşımı ve deliller hakkında sık sorulan 50 soruyu yanıtlıyor. Açıklamalar altı konu başlığında bir araya getirilmiştir.
Boşanma davası ve başvuru süreci
1. Boşanma davası nasıl açılır?
Boşanma davası, eşlerden birinin aile mahkemesine vereceği dava dilekçesiyle açılır. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde bu davalara aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesi bakar.
Dava dilekçesinde boşanma sebebi, evlilik birliğini temelinden sarsan olaylar, tarafların kusur durumları, varsa çocuklara ilişkin talepler, nafaka ve tazminat istekleri açıkça belirtilmelidir.
Burada en önemli husus, boşanma talebinin yalnızca evlilik birliğinin sona erdirilmesine yönelik bir talepten ibaret olmadığıdır. Boşanmayla birlikte velayet, nafaka, maddi ve manevi tazminat, aile konutunun kullanımı ve mal rejiminin tasfiyesi gibi önemli hukuki sonuçlar da gündeme gelir.
Bu nedenle dava açılmadan önce hukuki durumun bütün yönleriyle değerlendirilmesi, delillerin belirlenmesi ve taleplerin doğru şekilde oluşturulması gerekir.
2. Boşanmak için avukat tutmak zorunlu mudur?
Türk hukukunda boşanma davası açabilmek için avukat tutma zorunluluğu bulunmamaktadır. Kişiler kendi davalarını bizzat takip edebilirler.
Ancak boşanma davaları, özellikle çekişmeli boşanmalarda, ciddi usul ve ispat kuralları içerir. Dava dilekçesindeki eksiklikler, süresinde sunulmayan deliller, yanlış oluşturulan talepler veya hukuki dayanağı bulunmayan iddialar davanın sonucunu etkileyebilir.
Özellikle nafaka, velayet, tazminat ve mal rejimi konularında birbirinden farklı hukuki şartlar bulunmaktadır.
Vatandaşlarımızın yalnızca boşanıp boşanamayacaklarına değil, boşanma sonrasında hangi haklara sahip olacaklarına da dikkat etmeleri gerekir. Hukuki destek alınması, hak kayıplarının önlenmesi bakımından önemlidir.
3. Boşanma davası ne kadar sürer?
Boşanma davalarının ne kadar süreceği konusunda bütün davalar için geçerli kesin bir süre vermek mümkün değildir.
Anlaşmalı boşanma davaları, gerekli şartların sağlanması ve mahkemenin uygun bir duruşma günü vermesi hâlinde daha kısa sürede sonuçlanabilir.
Çekişmeli boşanma davalarında ise tarafların iddiaları, tanık sayısı, delillerin toplanması, bilirkişi incelemeleri, sosyal inceleme raporları ve mahkemenin iş yoğunluğu gibi birçok faktör süreci etkiler.
Ayrıca ilk derece mahkemesinin verdiği kararın istinaf ve gerektiğinde temyiz incelemesine götürülmesi de sürenin uzamasına neden olabilir.
Vatandaşlarımızın dikkat etmesi gereken nokta, hızlı sonuç almak amacıyla haklarından vazgeçen veya eksik düzenlenmiş protokolleri kabul eden bir yaklaşım benimsememeleridir.
4. Tek taraf boşanmak istemezse boşanma gerçekleşir mi?
Evet, eşlerden birinin boşanmayı istememesi diğer eşin boşanma davası açmasına engel değildir.
Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesi kapsamında evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılması hâlinde eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Burada önemli olan, boşanma talebinde bulunan eşin ileri sürdüğü olayları ve hukuki boşanma sebebini ispatlayabilmesidir.
Diğer eşin boşanmayı kabul etmemesi, davanın kendiliğinden reddedileceği anlamına gelmez. Ancak kusur durumu, evlilik birliğinin gerçekten temelinden sarsılıp sarsılmadığı ve davaya yapılan itirazın niteliği mahkeme tarafından değerlendirilir.
Dolayısıyla kimse, diğer eşin rızası bulunmadığı gerekçesiyle evlilik birliğini hukuken sona erdirme hakkından tamamen mahrum bırakılamaz.
5. Eşlerden biri boşanma davası açarsa diğer eş ne yapmalıdır?
Öncelikle dava dilekçesi dikkatle incelenmeli ve yasal cevap süresi kaçırılmamalıdır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca davalı tarafın cevap dilekçesini kural olarak dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta içinde sunması gerekir. Kanunda belirtilen şartlarla ek süre talep edilmesi mümkündür.
Davalı eş, kendisine yöneltilen iddialara ayrı ayrı cevap vermeli, kabul etmediği vakıaları açıklamalı ve savunmasını destekleyen delilleri sunmalıdır.
Gerekli koşullar varsa karşı dava açılması da gündeme gelebilir. Ancak karşı davanın süresi ve usul şartları ayrıca değerlendirilmelidir.
Burada en büyük hata, dava dilekçesini önemsememek veya mahkemeye yalnızca genel ifadeler içeren bir cevap vermektir. Boşanma davalarında zamanında ve doğru oluşturulmuş savunma büyük önem taşır.
6. Anlaşmalı boşanma ile çekişmeli boşanma arasındaki farklar nelerdir?
Anlaşmalı boşanma, eşlerin boşanma ve boşanmanın sonuçları konusunda uzlaşmaları esasına dayanır. Çekişmeli boşanma ise tarafların boşanma veya boşanmanın sonuçları konusunda anlaşamamaları nedeniyle mahkemenin uyuşmazlığı değerlendirdiği dava türüdür.
Anlaşmalı boşanmada taraflar; nafaka, velayet, çocukla kişisel ilişki, maddi ve manevi tazminat gibi konuları bir protokolde düzenler. Hâkim tarafları bizzat dinler ve protokolü uygun bulması gerekir.
Çekişmeli boşanmada ise tarafların iddiaları, savunmaları ve delilleri değerlendirilir. Mahkeme kusur durumunu ve boşanmanın hukuki sonuçlarını belirler.
Önemli olan, yalnızca davanın kısa sürede bitmesi değildir. Tarafların boşanma sonrasında sahip olacakları hakların açık, uygulanabilir ve hukuka uygun biçimde düzenlenmesidir.
7. Anlaşmalı boşanma için evlilik en az kaç yıl sürmüş olmalıdır?
Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin üçüncü fıkrasına göre anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gerekir.
Bu şart sağlanmıyorsa eşlerin anlaşmış olması tek başına anlaşmalı boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir.
Bir yıllık süre dolmamışsa, somut olayın özelliklerine göre genel boşanma sebeplerine dayanılarak çekişmeli boşanma davası açılması mümkündür.
Bir yıllık sürenin başlangıcı evlilik tarihidir. Eşlerin fiilen ayrı yaşamaya başlaması bu süreyi değiştirmez.
8. Anlaşmalı boşanmadan vazgeçmek mümkün müdür?
Evet. Anlaşmalı boşanma sürecinde tarafların iradeleri önem taşır.
Eşlerden biri duruşmada boşanmak istemediğini açıklarsa veya protokoldeki şartları kabul etmediğini bildirirse mahkeme mevcut anlaşma doğrultusunda anlaşmalı boşanma kararı veremez.
Ayrıca hâkim, tarafların iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmeli ve protokolü uygun bulmalıdır.
Anlaşmalı boşanma kararının verilmiş olması ile kararın kesinleşmiş olması da birbirinden farklı hukuki aşamalardır. Kesinleşmeden önce kanun yollarına başvuru ve kararın hukuki durumu ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu nedenle protokol imzalanmadan önce özellikle nafaka, velayet, tazminat ve malvarlığına ilişkin düzenlemelerin sonuçları dikkatle incelenmelidir.
9. Boşanma davası devam ederken eşler ayrı yaşayabilir mi?
Evet. Boşanma davası devam ederken eşlerin birlikte yaşama zorunluluğu bulunduğu söylenemez.
Türk Medeni Kanunu'nun 169. maddesi, boşanma veya ayrılık davası açıldığında hâkimin davanın devamı süresince gerekli geçici önlemleri almasını düzenlemektedir.
Bu önlemler; eşlerin barınması, geçimi, malların yönetimi ve çocukların bakım ve korunması gibi konuları kapsar.
Dolayısıyla eşlerden biri dava süresince ayrı bir konutta yaşayabilir. Ancak ortak konuttan ayrılmanın haklı nedenlere dayanıp dayanmadığı, somut olayın özelliklerine göre kusur değerlendirmesinde önem taşıyabilir.
Özellikle şiddet, tehdit veya güvenlik riski bulunan durumlarda kişinin kendisini korumak için gerekli tedbirleri alması önceliklidir.
10. Boşanma davası hangi mahkemede açılır?
Boşanma davalarında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde ise asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla görev yapar.
Yetkili mahkeme Türk Medeni Kanunu'nun 168. maddesine göre belirlenir. Buna göre boşanma davası eşlerden birinin yerleşim yerinde veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yerde açılabilir.
Yanlış yerde dava açılması, yetki itirazı ve usule ilişkin sorunlara neden olabilir.
Bu nedenle dava açılmadan önce hem görevli hem de yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi gerekir.
Boşanma sebepleri ve kusur
11. Hangi davranışlar boşanma sebebi sayılır?
Türk Medeni Kanunu'nda zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme, haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı gibi özel boşanma sebepleri düzenlenmiştir.
Bunun yanında en sık karşılaşılan boşanma sebebi evlilik birliğinin temelinden sarsılmasıdır.
Sürekli hakaret, fiziksel veya psikolojik şiddet, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar, ekonomik şiddet, eşin ailesinin evlilik birliğine aşırı müdahalesi ve ortak yaşamın sürdürülemez hâle gelmesine neden olan davranışlar somut olayın koşullarına göre boşanma sebebi oluşturabilir.
Ancak her tartışma veya anlaşmazlık otomatik olarak boşanma sebebi sayılmaz. Davranışın niteliği, sürekliliği, ağırlığı ve evlilik birliğine etkisi birlikte değerlendirilir.
12. Aldatma (zina) nedeniyle boşanma davası nasıl açılır?
Zina, Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesinde özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir.
Eşlerden birinin evlilik devam ederken başka bir kişiyle cinsel ilişki yaşaması, zina nedeniyle boşanma davasına dayanak oluşturabilir.
Bu davada iki önemli süre bulunmaktadır. Davaya hakkı olan eş, zina sebebini öğrenmesinden itibaren altı ay içinde ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmeden dava açmalıdır. Ayrıca zina eylemini affeden eşin bu sebebe dayanarak dava açma hakkı bulunmaz.
Zinanın ispatında hukuka uygun deliller büyük önem taşır. Mesajlar, fotoğraflar, tanık anlatımları ve diğer belgeler somut olayın özelliklerine göre değerlendirilebilir.
Ancak her mesajlaşma veya yakınlaşma doğrudan zina olarak nitelendirilemez. Bazı davranışlar evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında değerlendirilebilir.
13. Aldatan eş nafaka veya tazminat alabilir mi?
Bu sorunun yanıtı, nafakanın türüne ve tarafların kusur durumuna göre değişir.
Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesine göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, boşanmada daha ağır kusurlu olmamak koşuluyla diğer taraftan yoksulluk nafakası isteyebilir.
Dolayısıyla zina yapan eşin yoksulluk nafakası talebi, kusur değerlendirmesine bağlıdır. Zina nedeniyle boşanmada tam kusurlu kabul edilen eşin yoksulluk nafakası alması mümkün değildir.
Maddi ve manevi tazminat bakımından da kusur ve diğer kanuni koşullar değerlendirilir.
Ancak çocuk için ödenen iştirak nafakası farklıdır. Çocuğun bakım ve eğitim giderlerine ilişkin bu nafaka, anne veya babanın eş olarak kusurundan bağımsız olarak çocuğun üstün yararı ve tarafların ekonomik durumları esas alınarak belirlenir.
14. Psikolojik şiddet boşanma sebebi midir?
Evet. Psikolojik şiddet, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olabilecek önemli boşanma sebeplerindendir.
Eşin sürekli aşağılanması, değersiz hissettirilmesi, tehdit edilmesi, sosyal çevresinden uzaklaştırılması, kontrol altında tutulması, sistematik hakarete maruz bırakılması veya korkutulması psikolojik şiddet kapsamında değerlendirilebilir.
Psikolojik şiddetin fiziksel iz bırakmaması, hukuken önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Bu tür davranışlar mesajlar, e-postalar, tanık anlatımları, sağlık kayıtları ve olayın özelliklerine göre hukuka uygun diğer delillerle ortaya konulabilir.
Vatandaşlarımızın bilmesi gereken önemli bir husus var: Evlilik içerisinde yaşanan şiddet yalnızca fiziksel şiddetten ibaret değildir. Kişinin ruhsal bütünlüğünü ve kişilik haklarını zedeleyen davranışlar da hukuki koruma kapsamındadır.
15. Eşin hakaret etmesi boşanma davasında delil olur mu?
Evet. Eşin diğer eşe yönelik hakaret içeren sözleri, evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve kusur değerlendirmesi bakımından önem taşıyabilir.
Hakaretin içeriği, hangi ortamda gerçekleştiği, tekrarlanıp tekrarlanmadığı ve evlilik birliğine etkisi mahkeme tarafından değerlendirilir.
WhatsApp mesajları, SMS kayıtları, e-postalar ve tanık anlatımları hukuka uygun şekilde elde edilmiş olmaları şartıyla delil olarak sunulabilir.
Burada önemli olan, yalnızca hakaret edildiğini ileri sürmek değil, iddiayı hukuka uygun delillerle destekleyebilmektir.
Ayrıca hakaretin ceza hukuku bakımından suç oluşturup oluşturmadığı ayrı bir değerlendirme konusudur. Boşanma davasındaki kusur değerlendirmesi ile ceza sorumluluğu birbirine karıştırılmamalıdır.
16. Eşin evi terk etmesi boşanma sebebi sayılır mı?
Eşin ortak konuttan ayrılması her durumda terk nedeniyle boşanma sebebi oluşturmaz.
Türk Medeni Kanunu'nun 164. maddesinde terk nedeniyle boşanmanın özel şartları düzenlenmiştir.
Buna göre eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla ortak konutu terk etmesi veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmemesi gerekir. Kanunda öngörülen ayrılık süresi, ihtar ve diğer şartların da yerine getirilmesi zorunludur.
Terk nedeniyle boşanma davasında ayrılığın en az altı ay sürmesi ve kanundaki ihtar prosedürünün tamamlanması gerekir. İhtarın gönderilmesine ilişkin dört aylık bekleme ve ihtardan sonra iki aylık süre kurallarına da uyulmalıdır.
Şiddet veya güvenlik tehdidi nedeniyle evden ayrılan eşin durumu ise ayrıca değerlendirilir. Haklı nedenle konutu terk eden eşin sırf bu nedenle kusurlu kabul edilmesi doğru değildir.
17. Eşin ailesinin evliliğe müdahalesi boşanma sebebi midir?
Evet, somut olayın özelliklerine göre boşanma sebebi olabilir.
Evlilik birliği, eşlerin ortak yaşamı birlikte sürdürme ve birbirlerine karşı sorumluluklarını yerine getirme yükümlülüğü üzerine kuruludur.
Eşlerden birinin ailesinin sürekli evliliğe müdahale etmesi, diğer eşe hakaret etmesi, ortak konuta veya özel yaşama müdahalede bulunması ve eşin bu duruma karşı evlilik birliğini koruyacak tutumu göstermemesi kusur değerlendirmesinde dikkate alınabilir.
Özellikle eşin kendi ailesinin diğer eşe yönelik aşağılayıcı veya müdahaleci davranışlarına sürekli sessiz kalması, bazı durumlarda eşe kusur olarak yüklenebilir.
Ancak ailelerin her görüş ayrılığı veya ziyareti boşanma sebebi değildir. Müdahalenin ağırlığı ve eşlerin bu süreçteki davranışları önemlidir.
18. Ekonomik şiddet boşanma sebebi sayılır mı?
Evet. Ekonomik şiddet, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açabilecek davranışlar arasındadır.
Eşin diğer eşin temel ihtiyaçlarını karşılamaması, ekonomik kaynakları tamamen kontrol altında tutması, çalışmasına engel olması, sürekli para üzerinden baskı kurması veya aile giderlerine katılmaktan kaçınması somut olayın özelliklerine göre ekonomik şiddet olarak değerlendirilebilir.
Evlilik birliğinde eşlerin birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıklarıyla katılma yükümlülüğü bulunmaktadır.
Ancak yalnızca eşlerden birinin daha fazla gelir elde etmesi veya diğerinden ekonomik olarak daha güçlü olması ekonomik şiddet anlamına gelmez.
Önemli olan ekonomik gücün diğer eş üzerinde baskı ve kontrol aracı olarak kullanılıp kullanılmadığıdır.
19. Eşin sosyal medya üzerinden başka kişilerle mesajlaşması boşanma sebebi midir?
Sosyal medya yazışmaları, içeriklerine ve niteliğine göre boşanma davasında önem taşıyabilir.
Eşin başka bir kişiyle duygusal yakınlık kurması, cinsel içerikli mesajlar göndermesi, evlilik birliğinin güven ilişkisini zedeleyen davranışlarda bulunması evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında değerlendirilebilir.
Ancak sosyal medya üzerinden mesajlaşmanın her durumda zina oluşturduğu söylenemez. Zina için kanunda aranan koşulların bulunması gerekir.
Ayrıca bu yazışmaların nasıl elde edildiği son derece önemlidir. Eşin telefonuna izinsiz girilmesi, şifresinin kırılması veya gizlice hesabına erişilmesi hukuka aykırı delil sorununa ve ayrıca cezai sorumluluğa yol açabilir.
Vatandaşlarımızın delil toplarken hukuka aykırı yöntemlere başvurmaması gerekir.
20. Boşanma davasında kusur nasıl belirlenir?
Boşanma davalarında kusur, tarafların evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerine aykırı davranışları ve evliliğin sona ermesine neden olan olaylar üzerinden değerlendirilir.
Mahkeme, tarafların iddialarını, savunmalarını, tanık beyanlarını, belgelerini ve hukuka uygun diğer delillerini inceler.
Kusur değerlendirmesinde yalnızca tek bir olay değil, evlilik sürecindeki davranışların bütünü önem taşır.
Kusur; nafaka, maddi ve manevi tazminat gibi boşanmanın mali sonuçlarını doğrudan etkileyebilir.
Özellikle Türk Medeni Kanunu'nun 174. ve 175. maddeleri kapsamında tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerinde kusur durumu önemlidir.
Bu nedenle boşanma davasında ileri sürülen her olayın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi ve ispatlanması gerekir.
Nafaka ve boşanma sonrası mali haklar
21. Boşanma davasında kadın hangi durumlarda nafaka alabilir?
Türk hukukunda nafaka hakkı yalnızca kadınlara tanınmış bir hak değildir. Kanuni koşulları sağlayan kadın veya erkek eş nafaka talebinde bulunabilir.
Boşanma davası devam ederken tedbir nafakası, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra ise şartları varsa yoksulluk nafakası gündeme gelir.
Yoksulluk nafakası bakımından talepte bulunan eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması ve diğer eşten daha ağır kusurlu olmaması gerekir.
Nafaka miktarı belirlenirken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, gelirleri, ihtiyaçları ve somut olayın özellikleri dikkate alınır.
Önemle belirtmek isterim ki çalışıyor olmak tek başına nafaka alınmasına engel değildir. Çalışan eşin gelirinin yoksulluğa düşmesini önleyip önlemediği ayrıca değerlendirilir.
22. Erkek eş nafaka ödemek zorunda mıdır?
Erkek eş, kanuni koşullar varsa nafaka ödemekle yükümlü tutulabilir; erkek olmak tek başına nafaka yükümlülüğü doğurmaz. Türk hukukunda nafaka yükümlülüğü cinsiyete göre belirlenmez.
Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın diğer taraftan nafaka isteyebileceğini düzenlemektedir.
Dolayısıyla ekonomik açıdan daha güçlü olan kadın eş, kanuni koşulların bulunması hâlinde erkek eşe nafaka ödemekle yükümlü tutulabilir.
Burada belirleyici olan tarafların cinsiyeti değil; ekonomik ve sosyal durumları, boşanma nedeniyle oluşacak yoksulluk ve kusur durumudur.
Nafaka hukukunun temel amacı, boşanma sonucunda ekonomik açıdan zor duruma düşecek eşin kanunda belirtilen koşullar çerçevesinde korunmasıdır.
23. Yoksulluk nafakası hangi şartlarda bağlanır?
Yoksulluk nafakasının hukuki dayanağı Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesidir.
Buna göre nafaka talep eden tarafın boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması, boşanmada diğer taraftan daha ağır kusurlu bulunmaması ve nafaka talebinin bulunması gerekir.
Nafaka yükümlüsünün mali gücü de değerlendirilir.
Yoksulluk kavramı yalnızca hiçbir gelire sahip olmamak anlamına gelmez. Kişinin zorunlu yaşam giderlerini karşılayabilecek yeterli ekonomik imkâna sahip olup olmadığı somut olay üzerinden değerlendirilir.
Ayrıca nafaka miktarı belirlenirken tarafların sosyal ve ekonomik koşulları göz önünde bulundurulur.
Her boşanma davasında otomatik olarak nafaka bağlanmadığının özellikle altını çizmek isterim.
24. Çalışan kadın boşanma sonrasında nafaka alabilir mi?
Evet, çalışan bir kadın da yoksulluk nafakası alabilir.
Burada toplumda yanlış bilinen önemli bir husus bulunmaktadır. Bir kişinin çalışıyor olması, tek başına yoksulluk nafakası talep etmesine engel değildir.
Mahkeme, kişinin elde ettiği geliri, yaşam koşullarını, zorunlu giderlerini ve boşanma nedeniyle ekonomik durumunda meydana gelecek değişikliği değerlendirir.
Örneğin düzenli bir geliri bulunan ancak bu geliri temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyen kişinin durumu, yüksek gelir elde eden bir kişinin durumundan farklıdır.
Dolayısıyla nafaka değerlendirmesinde yalnızca çalışıp çalışmadığına bakılması yeterli değildir. Ekonomik koşulların bütün olarak incelenmesi gerekir.
25. Nafaka ne kadar süre ödenir?
Türk Medeni Kanunu'nda yoksulluk nafakası için genel ve sabit bir süre sınırı öngörülmemiştir.
Kanuni şartlar devam ettiği sürece nafaka yükümlülüğü de devam edebilir. Ancak nafaka her koşulda ömür boyu ödenir şeklinde bir değerlendirme de doğru değildir.
Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesine göre nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü hâlinde nafaka kendiliğinden sona erer. Nafaka alacaklısının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi hâllerinde ise mahkeme kararıyla kaldırılabilir.
Ayrıca tarafların mali durumlarının değişmesi hâlinde nafakanın artırılması veya azaltılması istenebilir.
26. Çocuk için iştirak nafakası nasıl belirlenir?
İştirak nafakası, velayet kendisine verilmeyen ebeveynin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine ekonomik gücü oranında katılması amacıyla ödenen nafakadır.
Türk Medeni Kanunu'nun 182. maddesi uyarınca velayet kendisine verilmeyen taraf, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.
Nafaka belirlenirken çocuğun yaşı, eğitim durumu, sağlık ihtiyaçları, yaşam standartları ve tarafların ekonomik koşulları dikkate alınır.
İştirak nafakası çocuğun hakkıdır. Anne veya babanın boşanmada kusurlu olması, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Çocuğun ihtiyaçlarının artması veya ekonomik koşulların değişmesi hâlinde nafaka miktarının artırılması da talep edilebilir.
27. Nafaka ödemeyen eşe karşı ne yapılabilir?
Mahkeme tarafından hükmedilen nafakanın ödenmemesi durumunda nafaka alacaklısı icra takibi başlatabilir.
Nafaka alacağının tahsili için ilamlı icra yoluna başvurulması mümkündür. Nafaka borcunun ödenmemesi hâlinde İcra ve İflas Kanunu'nun 344. maddesi kapsamında, kanuni şartları oluşmuşsa şikâyet üzerine tazyik hapsi gündeme gelebilir.
Burada önemli olan, nafaka borcunun mahkeme kararına dayanması ve ilgili icra işlemlerinin usulüne uygun yürütülmesidir.
Vatandaşlarımızın nafaka ödenmediğinde yalnızca sözlü uyarılarla yetinmemesi, yasal tahsil yollarını değerlendirmesi gerekir.
Ayrıca nafaka borcunun birikmesi, alacaklının icra yoluna başvurmasına engel değildir.
28. Nafaka artırımı davası nasıl açılır?
Nafaka miktarı zaman içerisinde yetersiz kalabilir. Özellikle enflasyon, çocuğun eğitim giderlerinin artması, sağlık ihtiyaçlarının değişmesi veya tarafların ekonomik durumlarında meydana gelen farklılıklar nafaka artırımını gerekli hâle getirebilir.
Türk Medeni Kanunu'nun 176. ve 331. maddeleri kapsamında koşullara göre nafakanın artırılması talep edilebilir.
Dava dilekçesinde mevcut nafakanın neden yetersiz kaldığı, hangi giderlerin arttığı ve tarafların ekonomik durumlarında meydana gelen değişiklikler açıklanmalıdır.
Gelir belgeleri, okul giderleri, sağlık harcamaları ve ekonomik durumu gösteren diğer belgeler önem taşır.
Nafaka artırımında yalnızca genel ekonomik koşullar değil, somut olayın özellikleri ve tarafların ödeme gücü birlikte değerlendirilir.
29. Boşanma davasında tedbir nafakası ne zaman talep edilir?
Tedbir nafakası, boşanma davası devam ederken ekonomik açıdan korunmaya ihtiyaç duyan eş veya çocuklar için talep edilebilir.
Türk Medeni Kanunu'nun 169. maddesi gereğince hâkim, boşanma davası açıldığında gerekli geçici önlemleri re'sen alır.
Bu kapsamda eşlerin barınması, geçimi, çocukların bakım ve korunması gibi konular düzenlenebilir.
Tedbir nafakası için boşanma kararının kesinleşmesini beklemek gerekmez.
Özellikle eşlerden birinin gelirinin bulunmadığı veya diğer eşin ekonomik imkânlarından yararlanamadığı durumlarda bu tedbir büyük önem taşır.
Mahkeme, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını inceleyerek uygun bir miktar belirler.
30. Nafaka hangi durumlarda kaldırılır?
Nafakanın kaldırılması, nafakanın türüne göre farklı hukuki şartlara tabidir.
Yoksulluk nafakası bakımından Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesi önemlidir. Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü hâlinde nafaka kendiliğinden sona erer.
Nafaka alacaklısının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde ise mahkeme kararıyla kaldırılması mümkündür.
Ayrıca tarafların mali durumlarının değişmesi hâlinde nafakanın azaltılması veya artırılması talep edilebilir.
İştirak nafakası ise çocuğun ergin olması, eğitiminin devam etmesi ve diğer özel koşullar çerçevesinde ayrıca değerlendirilir. Erginlik sonrasında eğitim nedeniyle yardım nafakası gündeme gelebilir.
Velayet ve çocukların hakları
31. Boşanmada çocukların velayeti kime verilir?
Boşanmada velayet konusunda temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır.
Mahkeme, velayeti anneye veya babaya verirken çocuğun yaşı, gelişimi, eğitim durumu, sağlık ihtiyaçları, ebeveynlerin yaşam koşulları ve çocuğa sağlayabilecekleri bakım imkânlarını değerlendirir.
Velayetin belirlenmesinde anne veya babanın cinsiyeti tek başına belirleyici değildir.
Çocuğun güvenli, sağlıklı ve istikrarlı bir ortamda büyümesi önceliklidir.
Ayrıca velayetin kendisine verilmediği ebeveynin çocukla kişisel ilişki kurma hakkı da bulunmaktadır.
Burada unutulmaması gereken en önemli husus, velayetin anne ve babanın birbirlerine karşı bir üstünlük mücadelesi olmadığıdır. Hukuk, öncelikle çocuğun menfaatini korur.
32. Anne çalışıyorsa velayet babaya verilebilir mi?
Evet, ancak annenin çalışıyor olması tek başına velayetin babaya verilmesi için yeterli bir gerekçe değildir.
Mahkeme, anne ve babanın çocuğun bakımını, eğitimini ve gelişimini hangi koşullarda sağlayabileceğini değerlendirir.
Annenin çalışması, çocuğun ihtiyaçlarını karşılamasına engel değilse ve çocuk için güvenli bir yaşam ortamı sağlanabiliyorsa çalışma hayatında bulunması velayet açısından olumsuz bir durum olarak kabul edilemez.
Aynı şekilde babanın daha yüksek gelir elde etmesi de velayetin otomatik olarak babaya verileceği anlamına gelmez.
Velayet değerlendirmesinde ekonomik koşulların yanında çocuğun bakımına ayrılabilecek zaman, ebeveyn-çocuk ilişkisi ve çocuğun psikolojik ihtiyaçları da önemlidir.
33. Küçük yaştaki çocuğun velayeti mutlaka anneye mi verilir?
Hayır. Küçük yaştaki çocukların velayetinin her durumda anneye verilmesi gerektiğine ilişkin mutlak bir kural bulunmamaktadır.
Uygulamada çocuğun yaşı, anne bakımına olan ihtiyacı, ebeveynlerin bakım yeterliliği ve çocuğun üstün yararı birlikte değerlendirilir.
Özellikle bebeklik ve erken çocukluk döneminde çocuğun anne bakımına ve süreklilik gösteren bakım ilişkisine duyduğu ihtiyaç önem taşıyabilir.
Ancak annenin çocuğun güvenliğini tehlikeye düşüren davranışlarının bulunması veya bakım konusunda ciddi yetersizliklerinin ortaya çıkması hâlinde farklı bir karar verilebilir.
Her dosya kendi koşulları içerisinde değerlendirilmelidir. Velayet konusunda kalıp ve otomatik kararlar verilmesi doğru değildir.
34. Çocuk velayet konusunda kendi tercihini belirtebilir mi?
Evet. Çocuğun görüşü, yaşı ve gelişim düzeyi elverdiği ölçüde dikkate alınmalıdır.
Çocuğun kendisini ilgilendiren konularda görüşünü ifade etmesi, çocuk haklarının önemli bir parçasıdır.
Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 12. maddesi de çocuğun görüşünün alınmasını düzenlemektedir.
Ancak çocuğun hangi ebeveynle yaşamak istediğini söylemesi, velayet kararını tek başına belirlemez.
Mahkeme çocuğun görüşünü değerlendirirken bu tercihin özgür iradeyle açıklanıp açıklanmadığını, ebeveynlerden birinin etkisi altında kalıp kalmadığını ve çocuğun üstün yararını dikkate alır.
Çocuğun görüşü önemlidir ancak tek başına belirleyici değildir.
35. Boşanma sonrasında velayet değiştirilebilir mi?
Evet. Velayet kararı kesinleşmiş olsa bile şartların değişmesi hâlinde velayetin değiştirilmesi davası açılabilir.
Türk Medeni Kanunu'nun 183. maddesi, yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkimin gerekli önlemleri alabileceğini düzenlemektedir.
Örneğin velayet sahibi ebeveynin çocuğun bakımını ihmal etmesi, çocuğun güvenliğini tehlikeye düşürmesi, çocuğun eğitim ve sağlık ihtiyaçlarını karşılamaması veya yaşam koşullarının önemli ölçüde değişmesi velayetin yeniden değerlendirilmesine neden olabilir.
Ancak her taşınma, ekonomik değişiklik veya ebeveynler arasındaki anlaşmazlık velayetin değiştirilmesini gerektirmez.
Mahkemenin temel ölçütü yine çocuğun üstün yararıdır.
36. Baba çocuğunu göstermeyen anneye karşı ne yapabilir?
Boşanma sonrasında çocuğun velayeti bir ebeveyne verilmiş olsa bile diğer ebeveynin çocukla kişisel ilişki kurma hakkı bulunmaktadır.
Mahkeme tarafından belirlenen kişisel ilişki kararına uyulmaması durumunda ilgili ebeveyn hukuki yollara başvurabilir.
Bu konuda 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ve 7343 sayılı Kanun'la oluşturulan çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin güncel uygulama önem taşır.
Çocuk teslimi ve kişisel ilişki kararlarının yerine getirilmesinde Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleri görev yapmaktadır.
Çocuğun gösterilmemesi durumunda ebeveynin kendi başına zor kullanması veya çocuğu zorla alması doğru değildir.
Hukuki süreç işletilmeli ve çocuğun psikolojik bütünlüğü korunmalıdır.
37. Velayeti alan ebeveyn çocuğu başka şehre taşıyabilir mi?
Velayet sahibi ebeveynin çocuğun yaşamını düzenleme konusunda yetkileri bulunmaktadır. Ancak bu yetki sınırsız değildir.
Çocuğun başka bir şehre taşınması; eğitim, sağlık, sosyal çevre ve diğer ebeveynle kişisel ilişki kurulması bakımından önemli sonuçlar doğurabilir.
Taşınma sonucunda mahkemece belirlenen kişisel ilişkinin fiilen imkânsız veya çok zor hâle gelmesi durumunda diğer ebeveyn hukuki başvurularda bulunabilir.
Yeni koşulların çocuğun üstün yararını etkileyip etkilemediği değerlendirilir. Gerekirse kişisel ilişki düzenlemesi yeniden yapılabilir veya velayet konusunda yeni bir değerlendirme gündeme gelebilir.
Dolayısıyla velayet sahibi ebeveynin taşınma kararı verirken yalnızca kendi ihtiyaçlarını değil, çocuğun ve diğer ebeveynle ilişkisinin durumunu da gözetmesi gerekir.
38. Velayeti kendisinde olmayan ebeveyn çocukla ne kadar görüşebilir?
Çocukla kişisel ilişkinin süresi ve şekli mahkeme tarafından belirlenir.
Mahkeme; çocuğun yaşı, eğitim takvimi, sağlık durumu, ebeveynlerle ilişkisi ve çocuğun üstün yararını dikkate alır.
Kişisel ilişki hafta sonları, bayramlar, yarıyıl tatilleri, yaz tatili veya belirli özel günler üzerinden düzenlenebilir.
Her aile için geçerli tek bir görüşme takvimi bulunmamaktadır.
Ayrıca çocukla kişisel ilişki kurulması yalnızca ebeveynin hakkı olarak değerlendirilmemelidir. Çocuğun da velayeti kendisine verilmeyen ebeveyniyle sağlıklı bir ilişki sürdürme hakkı bulunmaktadır.
Mahkeme kararının uygulanmasında çocuğun fiziksel ve psikolojik güvenliği her zaman öncelikli olmalıdır.
Mal paylaşımı, ev ve düğün takıları
39. Boşanmada ev ve araba nasıl paylaşılır?
Boşanmada ev ve araba paylaşımı, eşler arasında geçerli olan mal rejimine göre belirlenir.
Türk Medeni Kanunu'na göre yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimidir. Eşler arasında başka bir mal rejimi sözleşmesi yapılmamışsa bu rejim uygulanır.
Evlilik süresince edinilen ev, araba, banka birikimleri ve diğer malvarlığı değerleri, kanundaki istisnalar saklı kalmak üzere edinilmiş mal kabul edilebilir.
Ancak malın yalnızca eşlerden birinin adına kayıtlı olması, diğer eşin hiçbir hakkı bulunmadığı anlamına gelmez.
Mal rejiminin tasfiyesinde edinilmiş mallar, kişisel mallar, borçlar, katkılar ve değer artışları değerlendirilir.
Burada önemli bir ayrıntı var: Boşanma davası ile mal rejiminin tasfiyesi davası birbirinden farklı hukuki taleplerdir. Hak kaybı yaşamamak için bu iki sürecin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
40. Evlilikten önce alınan ev boşanmada paylaşılır mı?
Kural olarak evlilikten önce edinilen taşınmaz, eşin kişisel malıdır ve edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında paylaşılmaz.
Türk Medeni Kanunu'nun 220. maddesi uyarınca mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait olan mallar kişisel mal kabul edilir.
Ancak burada önemli istisnalar bulunmaktadır.
Örneğin evlilik öncesinde alınan bir konutun evlilik süresince kredi taksitlerinin ortak gelirlerden ödenmesi, taşınmazın değerinin artmasına katkı sağlayan harcamaların yapılması veya diğer eşin malvarlığına yönelik katkısının bulunması hâlinde katılma alacağı ya da değer artış payı alacağı gündeme gelebilir.
Dolayısıyla evlilik öncesinde alınan evin hiçbir koşulda diğer eş bakımından ekonomik sonuç doğurmayacağını söylemek doğru değildir.
41. Evlilik sırasında alınan ev kimin üzerineyse onun mu sayılır?
Hayır. Taşınmazın tapuda yalnızca eşlerden birinin adına kayıtlı olması, diğer eşin mal rejiminden kaynaklanan haklarını ortadan kaldırmaz.
Evlilik içerisinde edinilen bir taşınmaz, kural olarak edinilmiş mal niteliğinde olabilir.
Örneğin evin tapusu yalnızca kocanın üzerine olsa bile kadın eş, mal rejiminin tasfiyesi sonucunda katılma alacağı talep edebilir. Bunun tersi de geçerlidir.
Ancak taşınmazın miras, bağış veya evlilik öncesi birikimlerle edinilmesi gibi durumlarda kişisel mal değerlendirmesi yapılması gerekir.
Ayrıca malın edinilme tarihi, ödeme kaynakları, kredi borçları ve varsa kişisel mal katkısı ayrıntılı olarak incelenmelidir.
Tapuda kimin adının yazdığı ile mal rejiminden kaynaklanan alacak hakkı aynı şey değildir.
42. Miras kalan mallar boşanmada paylaşılır mı?
Hayır. Kural olarak eşlerden birine miras yoluyla kalan mallar kişisel mal kabul edilir.
Türk Medeni Kanunu'nun 220. maddesine göre miras yoluyla elde edilen malvarlığı değerleri edinilmiş mallara katılma rejiminin dışında tutulur.
Örneğin eşlerden birine anne veya babasından kalan ev, arsa, para ya da diğer malvarlığı değerleri kural olarak diğer eşle yarı yarıya paylaşılmaz.
Ancak miras kalan taşınmazın evlilik süresince elde ettiği gelirler, yapılan yatırımlar veya diğer eşin katkıları bakımından ayrıca değerlendirme yapılması gerekebilir.
Burada miras kalan malın kendisiyle o maldan elde edilen gelirleri birbirinden ayırmak gerekir.
Her somut olayda malın niteliği ve yapılan katkılar ayrı ayrı incelenmelidir.
43. Eşin banka hesabındaki para boşanmada paylaşılır mı?
Banka hesabındaki paranın boşanmada paylaşılıp paylaşılmayacağı, paranın hangi kaynakla ve hangi tarihte elde edildiğine bağlıdır.
Evlilik süresince çalışma karşılığı elde edilen gelirler, kural olarak edinilmiş mal niteliğindedir.
Dolayısıyla bu gelirlerin eşlerden birinin banka hesabında bulunması, diğer eşin mal rejiminden doğan alacak hakkını ortadan kaldırmaz.
Ancak miras, bağış veya kişisel mal niteliğindeki değerlerin banka hesabında bulunması hâlinde farklı değerlendirme yapılır.
Ayrıca boşanma öncesinde hesaptaki paranın üçüncü kişilere aktarılması, gizlenmesi veya mal kaçırma amacıyla elden çıkarılması da hukuki uyuşmazlığa neden olabilir.
Böyle durumlarda banka kayıtlarının ve para hareketlerinin incelenmesi önem taşır.
44. Boşanmada düğün takıları kime ait olur?
Düğün takılarının kime ait olacağı, takının niteliği, kime özgülendiği, tarafların anlaşması ve somut olayın özelliklerine göre belirlenir.
Ziynet eşyaları konusunda geçmiş yıllarda Yargıtay uygulamasında genel kabuller öne çıkarken, güncel değerlendirmelerde takının kime takıldığı, kime özgülendiği, tarafların anlaşmaları ve yerel örf ve âdet gibi unsurlar önem taşımaktadır.
Özellikle düğün görüntüleri, fotoğraflar, takı listeleri, tanık anlatımları ve ziynetlerin kim tarafından alındığını gösteren belgeler ispat bakımından önemlidir.
Takıların evlilik giderleri için kullanılmış olması da tek başına mülkiyetin devredildiğini göstermez. Bu konuda tarafların iradesi ve iade edilmek üzere verilip verilmediği değerlendirilmelidir.
Vatandaşlarımızın düğün takılarına ilişkin taleplerinde ziynetlerin türünü, sayısını ve değerini mümkün olduğunca somutlaştırmaları gerekir.
45. Eşlerden biri diğerinin malını gizlerse ne yapılabilir?
Boşanma sürecinde eşlerden birinin malvarlığını gizlemesi, üçüncü kişilere devretmesi veya malvarlığı değerlerini azaltmaya yönelik işlemler yapması ciddi hukuki sorunlara neden olabilir.
Türk Medeni Kanunu'nun 229. maddesinde eklenecek değerler düzenlenmiştir. Kanunda belirtilen koşullarda, diğer eşin katılma alacağını azaltmak amacıyla yapılan bazı karşılıksız kazandırmalar ve mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmaksızın yapılan olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar tasfiyede dikkate alınabilir.
Bu nedenle tapu kayıtları, banka hesap hareketleri, araç kayıtları, şirket ortaklıkları ve diğer malvarlığı değerleri incelenmelidir.
Mal kaçırma iddialarında yalnızca şüphe yeterli değildir. İşlemlerin tarihleri, ekonomik amacı ve hukuki niteliği ortaya konulmalıdır.
Ayrıca üçüncü kişilere yapılan devirlerin iptali veya diğer hukuki başvuru yolları, somut olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir.
Tazminat, deliller ve özel hukuki durumlar
46. Boşanma davasında ne kadar maddi ve manevi tazminat alınabilir?
Boşanma davalarında maddi ve manevi tazminatın miktarı için kanunda sabit bir tutar bulunmamaktadır.
Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesine göre mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma nedeniyle zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu olan diğer taraftan uygun miktarda maddi tazminat isteyebilir.
Manevi tazminat bakımından ise boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişinin kişilik haklarının saldırıya uğramış olması gerekir.
Tazminat miktarı belirlenirken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusur dereceleri, olayların ağırlığı ve somut olayın özellikleri dikkate alınır.
Örneğin fiziksel şiddet, ağır hakaret, sadakatsizlik veya kişinin onur ve saygınlığını zedeleyen davranışlar manevi tazminat talebine dayanak oluşturabilir.
Ancak her boşanma davasında otomatik olarak tazminata hükmedilmez. Kanuni şartların gerçekleşmesi ve talebin usulüne uygun şekilde ileri sürülmesi gerekir.
47. WhatsApp mesajları boşanma davasında delil olarak kullanılabilir mi?
Evet. WhatsApp mesajları, hukuka uygun şekilde elde edilmiş olmaları şartıyla boşanma davalarında delil olarak kullanılabilir.
Mesajların içeriği; sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar, hakaret, tehdit, psikolojik şiddet veya evlilik birliğini temelinden sarsan diğer olayların ispatında önem taşıyabilir.
Ancak burada özellikle dikkat edilmesi gereken husus, delilin elde edilme yöntemidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 14 Mart 2024 tarihli, 2023/5012 E. ve 2024/1780 K. sayılı kararında eşin WhatsApp Web oturumu üzerinden habersiz şekilde elde edilen yazışmalar hukuka aykırı delil kapsamında değerlendirilmiştir.
Dolayısıyla bir eşin telefonuna izinsiz girilmesi, şifresinin kırılması veya hesabına gizlice erişilmesi hukuki sorunlara yol açabilir.
Vatandaşlarımıza tavsiyem, delil toplarken hukuka aykırı yöntemlere başvurmamaları ve ellerindeki kayıtların hukuki niteliğini değerlendirmeden hareket etmemeleridir.
48. Eşin telefonunu gizlice incelemek hukuka uygun mudur?
Eş olmak, diğer eşin özel hayatına ve haberleşmesine sınırsız biçimde müdahale etme hakkı vermez.
Telefonun şifresini izinsiz kırmak, mesajları gizlice okumak, özel yazışmaları kopyalamak veya telefona casus yazılım yüklemek hukuka aykırılık oluşturabilir.
Bu davranışlar, somut olayın özelliklerine göre haberleşmenin gizliliğini ihlal, özel hayatın gizliliğini ihlal veya kişisel verilerin hukuka aykırı elde edilmesi gibi suçlar bakımından da değerlendirilebilir.
Yargıtay'ın dijital delillere ilişkin kararlarında da delilin hangi koşullarda elde edildiği önem taşımaktadır.
Önemle belirtmek isterim ki bir delilin boşanma davasında kullanılabilecek olması, onun hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesini meşru hâle getirmez.
49. Boşanma davasında ses ve görüntü kayıtları delil olarak kullanılabilir mi?
Ses ve görüntü kayıtları bazı durumlarda boşanma davasında delil olarak değerlendirilebilir. Ancak her ses veya görüntü kaydının hukuka uygun delil olduğunu söylemek mümkün değildir.
Kayıtların nerede, ne zaman, hangi koşullarda ve hangi amaçla elde edildiği önem taşır.
Örneğin eşin haberi olmaksızın ortak konuta gizli kamera veya ses kayıt cihazı yerleştirilmesi, özel hayatın gizliliğinin ihlali ve hukuka aykırı delil sorunlarını gündeme getirebilir.
Buna karşılık kişinin kendisine yönelen ani bir saldırıyı veya tehdidi başka türlü ispatlama olanağının bulunmadığı istisnai durumlarda yapılan kayıtların hukuki değerlendirmesi farklı olabilir. Ancak bunun da her olayda otomatik olarak hukuka uygun kabul edilmesi mümkün değildir.
Bu nedenle kayıt alınmadan önce hukuki değerlendirme yapılması, kişilerin hem delil hem de ceza hukuku bakımından hak kaybı yaşamaması açısından önemlidir.
50. Boşanma kararı kesinleştikten sonra yeniden evlenmek için ne kadar beklemek gerekir?
Boşanma kararının kesinleşmesinden sonra eşler kural olarak yeniden evlenebilir. Ancak Türk Medeni Kanunu'nun 132. maddesinde kadınlar için düzenlenmiş bir bekleme süresi bulunmaktadır.
Bu süre, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 300 gündür.
Ancak bu süre her durumda uygulanmak zorunda değildir. Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya boşandığı eşiyle yeniden evlenmek istemesi hâlinde mahkeme bu süreyi kaldırabilir.
Ayrıca doğum gerçekleşmişse bekleme süresi sona erer.
Bekleme süresinin kaldırılması için aile mahkemesine başvurulması gerekir.
Bu düzenlemenin amacı soybağının belirlenmesine ilişkin olası hukuki karışıklıkların önlenmesidir.
Dolayısıyla boşanma kararının kesinleşmesiyle yeniden evlenme bakımından kadın ve erkek için aynı hukuki koşullar uygulanmamaktadır.